"Korku, hepimizin hayatta kalma mekanizmasında var olan, her normal insanın sahip olduğu duygusal bir tepkidir. Bebeklikten yaşlılık dönemine kadar hepimiz hayatta kalma içgüdülerimize sahip olduğumuz sürede ve ölçüde, her tehlike hissedişimizde korku ile tepki veririz. Korku, aklı ve bedeni içine alan, tehlikeye karşı oluşan bir savunma mekanizmasıdır. Korku, tehlikeye karşı bizi uyaran ve tehlikeyle başa çıkmamız için bize hazırlık yapma imkanı sunan koruyucu bir amaca hizmet etmektedir"
Dün sabah (25 Temmuz Salı) çok korktum...
Korku anında ,sinir hücrelerim yardımı ile böbreküstü bezlerime bir mesaj iletilmiş ve böbreküstü bezlerinin faaliyetleri hızlanmış.(Böbreküstü bezleri hormonların salgılanmasıyla ilgili çok önemli bir merkezmiş bu arada.)
Gelen mesaja istinaden böbreküstü bezim adrenalin salgılamış.Adrenalin, tüm vücuda hızla yayılmış.
Kanımdaki adrenalin oranı arttığı için daha hızlı ve kısa süreli nefes almaya başlamışım.
Bu esnada normal şartlarda sindirim sistemime gönderilmesi gereken kan miktarı korku anında kesilmiş.Çünkü korku anında sindirim sistemi faaliyetini durdururmuş.Korku filmi izlerken patlamış mısır yiyenler? Mısırları filmden sonra mı sindiriyorlar?
Sindirim faaliyetim durunca tabi, normalde orda kullanılacak olan kan da kaslarımı beslemek üzere açığa çıkmış olmuş.
Bunlar olurken kalbim 1500 filan atmış ve de kanımdaki şeker oranı artmış.
Kanımda yükselen şeker miktarı bana daha fazla enerji vermek içinmiş. Bu fazla enerji benim istediğim birşeymiş.
Çünkü insan korkunca her an kaçma, saldırma yada o yerden uzaklaşma isteğiyle normal koşullardan biraz daha fazla enerjiye ihtiyac duyarmış.Bak işte bu çok doğru!
Kanımda dolaşan şekerin bu haliyle bana bir faydası yokmuş.Bu şekerin yakılıp enerjiye dönüşmesi için daha fazla insülin lazımmış.
Sevgili pankreasım kanıma daha fazla insülin göndererek bu ihtiyacımı karşılamış.
Beşiktaş’ta Taksim dolmuşlarının kalktığı köşede sabahın 9’unda bir “tinerci” serseriyle muhatap olmak durumunda kaldım.
Hemen bir parantez açayım:Bu insanlara “tinerci” deyip tek kalemde geçenlere çok gıcık oluyordum aslında."Tinerci" masanın üstünde gördüğümüz olay.Ama bu işin bir de mutfağı var.O çocuğu oraya getiren şartlar,kişiler,yokluklar veya çokluklar var.Kapa parantez.
Taciz mi diyelim, saldırı mı herneyse...16-17 yaşlarında saçı,kıyafetleri,yüzü,gözü aynı renk bir çocuk önüme dikildi.Ben ki tanıdığım insanlar bile bana 40cm’den fazla yaklaşsa geri adım atarım ,bu çiş ve tiner kokan yabancının beni bir de kollarımdan tutması bünyemi nasıl sarstı tahmin edin.
Olayın tamamı bir dakika bile sürmedi, ama bakın korkunca vücudumuzda neler oluyor...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
Çok geçmiş olsun canım. İnşallah daha iyisindir. Kendine dikkat et aman, bunlar gece gunduz demiyor.
Bu post'u şimdi fark ettim. Geçmiş olsun.
Yorum Gönder