17 Mart 2010

Çengelköy'deki küçük kız

Pazar günü farklı birsey yapmak istedim. Beşiktaş- Nişantaşı-Taksim hadi bazen Kanyon hattından bir çıkayım dedim.Daha doğrusu karşıma Beykoz’a giden ve arka koltuk cam kenarı boş olan bir dolmuş çıktı. Ben de “neden olmasın” dedim. Dolmuş şöförünün de marifetiyle Altunizade’den Beykoz’a kadar hoplaya zıplaya bir yolculuk yaptım. Beykoz’dan da bu sefer otobuse binip ayni guzergahi geri donerken Çengelköy’de indim.
Çengelköy Anadolu yakasının Ortaköy’ü diyebilir miyiz? Anadolu yakasını Bağdat Caddesi’nden ibaret sanan biri olarak sorduğumu göz ardı etmeyin lütfen. Çınaraltı denilen bir yere gittim Çengelköy’de. Elinde simit dolu torbalarla insanların oraya aktığını görünce katıldım ben de bu kervana.Vay anam vay! Bu ne kalabalık.Genci ,yaşlısı, evlisi, çocuklusu, ağlayanı, zırlayanı, topuklu ayakkabı makyajlısı, eşofmanlısı, tıkınanı, gazete okuyanı...herkes ama herkes orda.Bir çay daha söylemek gibi yüce bir amaç uğruna garsonun biriyle göz göze gelebilmek için çırpınıyorlar. O garsonlar da o kalabalığın içinde kimseyle göz göze gelmemeyi başararak bir oraya bir buraya fişek gibi dolanıyorlar.

Şimdi, tüm hengamenin ortasında 7-8 yaşlarında pembeli membeli böyle çilekli gofret gibi bir kız çocuğu düşünün. Bu kız, ayakta, ellerini havaya kaldırmış, kendince bir sey yapiyor. Dans gibi, tiyatro gibi. Mimikler, kendi kendine konusmalar, balerinler gibi tek ayağının üzerinde dönmeler vs. Ve kimse icin bu ilginc bir durum degil. Ne de olsa çocuk. İsterse yere yatsın, en fazla “ne rahat anneler var” der geçeriz heralde. İşte bu çocukların bu özgürlüğünü çok feci kıskanıyorum yaw. Büyükler öğrendikleri adabı muaşeret kuralları çerçevesinde oturup kalkarken bu küçüklere sınırsız saçmalama özgürlüğü. Oh ne ala.

Şu pembe kızın yaptığının yarısını yapsam , dansetmeyi filan bırak, iki kolumu havaya kaldırıp ayakta öyle dursam ve aynı anda da kendi kendime konussam neler olur acaba. Eger oraya bir arkadaşımla veya ailemle gitmişsem, onların yüzünün alacağı şekli düşünemiyorum. Garsonlardan ikisi gelip, “hanfendi napiyorsunuz, müşteriler rahatsız oluyor” der , hatta iteleyerek ordan uzaklaştırır.Patron da camın arkasından elinin tersiyle “gönder – gönder” der.Bayağı bir mevzu olur. O gün orda bulunanlar ertesi günü işe gittiklerinde anlatırlar. “yazık, üstü başı da temiz düzgündü der, kulaklarını çekiştirip tahtaya üç kere vururlar”

30 sene önce eteğimi kafama geçirip dolaşsam birşey olmazdı. Bu hareketi şimdi yapmak gibi dayanılmaz bir arzu içinde olduğum düşünülmesin lütfen.Fakat böyle olacağını o zamanlar bilseydim karşılaştığım hoşgörünün tadını daha çok çıkarırdım. Malesef artık çocuklar daha çabuk büyüyorlar, daha çabuk uyanıyorlar o güzelim saçmalama dünyasından. İçine büyük insan kaçmış gibi oluyorlar .

Hiç yorum yok: