Refleks istem dışı bir harekettir ve düşünme sürecinden önce oluşur. Vücudumuzun dışarıdan gelen bir uyarıda ani ve hızlı bir hareketle tepki göstermesine refleks denir.
• doğuştan gelen refleks (iğne batan elin çekilmesi, göz kapağının kırpılması..)
• sonradan kazanılan refleks (Araba sürme, limon görüldüğünde ağzın sulanması..)
Eski sevgiliyle yıllar sonra karşılaşıldığında kuyruğu dik tutma refleksi de böyledir. Saniyenin onda biri kadar bir sürede dışarıdan gelen bu uyarıya düşünmeden ölçüp tartmadan refleks yaparız. ( ben refleks yaptım, veya ben refleks gördüm?)
Geçen gün Beyoğlu’ndaydım. Kandırık bir güneşin varlığına inanıp tiril giyinen gençler dışarıda üşüdükçe o kitapçı senin bu pasaj benim takılıyorlardı. Bense uyku tulumunu andıran kocaman paltomun içinde atkı ve beremin de eşliğinde mutlu mesut yürüyordum.
Atlas pasajına girdim. Cami hocasını andıran berem hala kafamdaydı.Merdivenleri indikten sonraki sağdaki ilk dükkanın önünden geçerken bir ses duydum daha doğrusu bir gülüş. Aynı anda kalbim sanki ağzıma geldi. Başımı çevirip bakamadım çünkü boynumu kımıldatamıyordum. Beynimin dört işlemden sorumlu bölümü iyi durumdaydı ,hemen bir çıkarma işlemi yaptı ve bu gülüşü en son 9 sene önde duymuş olabilecegimi söyledi.Yürümeye devam ettim ama zavallı beynimin gördüğümü algılama departmanı çok iyi durumda değildi. Bir süre sonra ( tahminen 3-5 saniye) bir vitrin camında kendimi gördüm ve çok şükür ben olduğumu anladım. Görüntümü tarif ediyorum: O tuhaf şapka yok edilmiş, saçlar paltonun dışına çıkarılmış, dudaklar ıslatılmıştı ve elimde cep telefonum vardı. Heran birini arayabilirim veya birileri tarafından aranabilirim mesajını çok net verebiliyordum.İşte refleks budur.Hatıra defterinin eski bir yaprağıyla karşılaştığında “iyi değil çok iyiyim ben” hissi uyandırma refleksi. Ohooo o ezik duygusal kız yok artık, bak ortamlarda fink atıyorum, gördüğün gibi telefonum da hep elimde . Meşgulüm yani, yoğun bir gündemle geçiyor günlerim.Böyle düşünsün istedim.Beni gördüğünde 9 yıldır ne büyük bir kayıp içinde olduğunu anlasın. Doğrusunu isterseniz kalbim boğazımda atıyordu ve çevremdeki herkes sanki içinde bulunduğum ruh halini biliyor gibiydi. O sesi duymamın üzerinden olsa olsa 40 saniye gecmisti. Aynı dukkanın önünden bu sefer içeriye bakarak gectim. Kendisine nasıl bir “aaa merhaba” diyecegime karar verememistim. Eski arkadaş gibi mi, eski yakın bir arkadaş gibi mi, zoraki selam verir gibi mi, samimi mi, soğuk mu, imalı mı, düşmanca mı, hesap sorar gibi mi... Dükkanda jöleli saçlı tezgahtar çocuktan başkası yoktu. Belki hiç olmamıştı. Belki de jöleli çocuk telefonda konuşurken “o ses”i çıkarmıştı.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
nassı yani ?! (nida)
Yorum Gönder