14 Temmuz 2013
Dertli gönüllere giren işte benim Zeki Müren
Yere düşen metal tepsinin korkunç gürültüsüyle kendime geldim. Mutfakta lavabonun başındaydım ve saat onbire gelmek üzereydi. Ellerim bileklerime kadar soğumaya yüz tutmuş ve köpüğü azalmış kirli bulaşık suyunun içindeydi.Lavabonun sol tarafında yıkanmış bardaklar, tabaklar, kaseler, çatal ve kaşıklar, bir tencere ve bir tavadan oluşan köpüklü bir yığın duruyordu. Yavaş yavaş kafayı toparlamaya çalışıyor, kendimi zorlayıp da bu şuursuz halimde sonsuza dek kalmaktan korkuyordum. Tıpkı anahtarlarımı veya gözlüğümü kaybettiğimde yaptığım gibi zamanı geri sarıp bulaşık suyunun sıcak, tavanın yağlı olduğu ana ulaşmaya çalıştım.
İftardan sonra bizimkiler anneanneye gitmişti. Dağınık sofrayla başbaşa kaldığımda saat dokuz buçuk civarında olmalıydı. Niyetim bir an evvel tüm bulaşığı makinaya tıkıştırmak ve uykum gelmeden birkaç sayfa kitap okumaktı. Son zamanlarda, günü kendim için de birşeyler yapmadan bitirmemeye gayret ediyordum. Bu bazen kitap okumak, bazen yüze maske yapmak olabiliyordu. Sonra tavaya gözüm ilişti. Hem bulaşık makinesine sığmayacak kadar büyük hem de elde yıkamayı gerektirecek kadar yağlıydı.
Kendime elimden geldiğince iyi davranmaya niyetliydim. O tavayı yıkarken güzel birşeyler de dinleyebilirdim. İşte ne olduysa tam da bundan sonra olmuştu. Zeki Müren "elbet bir gün buluşacağız" diye başlarken benim bedenimle aklım birbirinden ayrıldı. Kendimi görebiliyordum. Önce bardakları yıkamaya başladım. Elim işteydi işte olmasına ama ben o mutfakta değildim. " Elbet bir gün buluşacağız" iyiniyetiyle geçen yıllarıma gittim. Kendime yine kızamadım. " Kapat gözlerini kimse görmesin yalnız benim için bak yeşil yeşil" dedi sonra Zeki Müren. Gözlerimi kapatarak sorunları yok saydığım sadece hoşuma giden tarafları görmek için yeşil yeşil baktığım günlerdeydim. Faydasız pişmanlık terle karışıp süzüldü sırtımdan. Mutfakta ise işi ilerletmiş, çorba kâselerini bitirip tabaklara geçmiştim. "Hani ey göz yaşım akmayacaktın" diye mırıldanırken tava için deterjan ve sıcak su takviyesini de ihmal etmiyordum. Kuyruğu dik tutup içime ağlamayı öğrendiğim zamanlarda dolaşıyordu aklım.
Yere düşen metal tepsinin korkunç gürültüsüyle kendime geldim. Zamanda yolculuk yapıp dönmüştüm ve kullandığım tek araç Zeki Müren şarkılarıydı. Uçup kaçmaya amma da meyilliymiş akıl.Düşündüm de, bunun sadece benim başıma gelmediğine eminim.Mesela, otobüste yanınızda oturan o kadın var ya,dikkat edin. On sene öncesinde, trende tanıştığı yabancıyla turladığı Paris sokaklarında olabilir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
elbet bir gün bulusacagız
bu böyle yarım kalmayacak
ikimizin de sacları ak
öyle durup bakısacagız...
Yorum Gönder