30 Ekim 2010

Beylerbeyi...Çengelköy...

Kuzguncuk yokuşlarından deniz seviyesine indim, Beylerbeyi iskelesindeyim.Balıkçıların şakalaşmalarını ve midye temizlemelerini izliyorum.Banklarda kadın erkek genç yaşlı cins cins insan var.Amcanın biri Cumhuriyet gazetesi okuyor, önümdeki bankta üç yaşlı kurt hiç konuşmadan gayet ciddi bir şekilde boğazı seyrediyor.Teyzenin biri elindeki simidi büyük bir şevkle geveliyor. Gençler tost-ayran, makara-kukara...
İskelede yemekleri çok da güzel olmayan ama manzarası on numara bir balık restoranındayım.Gözlerimi kapasam Boğaz'ın ninnisiyle hemen uyuyabilirim.

Yorgun bünyeye içilen bir adetçik bira ile güzelleşen kafa ve ayağımın altından kayan yeryüzü ile Çengelköy'e yürüdüm.Çınaraltı'nda ağaçların gölgesindeyim.Salaş- samimi - gün ortasında bile kalabalık.Tavla şıkırtısı olmazsa olmaz.

Kuzguncuk'da ve Beylerbeyi'nde iki ayrı mekanda farklı masa komşularım oldu, konuşmalarına kulak misafiri olduğum.Benzerlikleri de vardı, apayrı tarafları da.Unutmazsam bir dahaki sefere onları yazıcam.

Hiç yorum yok: