21 Kasım 2010

Mısır günlüğü 1

Tereddüt, merak ve heyecan duygularımla birlikte 13 Kasım cumartesi , sabahın 7'sinde evden bavulumla çıktım.Sabiha Gökçen Havaalanı'nda saat 10'da olabilmek için 7 buçukta Taksim'den kalkacak Havaş otobüsüne binmem gerekiyordu, ya da ben trafiği gözümde fazla büyütüyordum.
Otobüste yanımda oturan kızın cep telefonu çaldı, arayan Pronto Tur'du. Biz de Pronto ile gideceğimiz için kulak kabarttım.Budapeşte'ye gidiyorlardı ve binecekleri uçağın kalkış saatinin epey bir değiştiği bilgisini verdi telefondaki kişi.Belli ki tatillerinin ilk gününü Sabiha Gökçen'de geçireceklerdi.Saat 9'da havaalanına vardım.Diğerleri de yarım saat içinde geldiler.Bize söylendiği gibi saat 10'da Pronto Tur'un masasına gittik ve bizi Sharm El Sheikh'e götürecek uçak biletlerimizi aldık. Uçağımız 1'de kalkacaktı ve çok şükür herhangi bir rötar gözükmüyordu.Yiyip içerek zaman geçirdik, pasaport kuyruğu da epey uzundu.Sonrasında duty free alanında takıldık ve nihayet uçağa bindik. İstikamet Şeyhin Sakalı! ( sharm sakal demekmiş).

***

Problemsiz bir yolculuktan sonra Mısır toprağına ayak bastık.Vize kapıda alınıyor.Bunun için sıraya girip ufak bir form ve bir sticker alınıyor. Formu doldurup stickerla birlikte yine başka bir sıraya girip pasaportunuzla birlikte görevliye veriyorsunuz.Sıra bana ve birlikte tatile çıktığım arkadaşlarıma geldiğinde memur bizim işlemimizi yapmadı ve bizi başka bir kuyruğa yönlendirdi, sebep ise AB'li olmayışımızdı. Ama tabi bu amcanın sadece AB'lileri ülkesine aldığını belirten bir işaret yoktu. Biz nerden bilelimdi, ulan ne şanstı, yanlış kuyrukta beklemiştik. Havaalanında bizi karşılayan Pronto turcu çocuğa bunu söylediğimizde sonradan bizim için daha da anlam kazanacak lafı etti : Burası Mısır.

***

Havaalanından çıktık ve bizi bekleyen Pronto otobüslerine yöneldik.Ön camlarında otel isimlerinin yazılı olduğu kağıtlar vardı, ama bu isimlerin hiçbiri bize tanıdık gelmiyordu. Meğer bizi anlaştığımız otele değil başka bir otele götüreceklermiş. Gideceğimiz otel çok daha iyiymiş , diğeri tü kakaymış.Bu otel şahaneymiş. E baştan neden bize kötü dediğin oteli sattın, şimdi aynı paraya daha iyi dediğin biryere götürüyorsun? Hadi hayırlısı...

***

Bizi otelimize götürecek otobüs 4 buçuk gibi hareket etti.Gökyüzü pembeleşmişti.Hava erken kararıyordu.Rehber kızımız bulunduğumuz bölgeyle ilgili bilgiler veriyordu, ama dersini pek çalışmamıştı. Naama Bay'de Pizza Hut, Starbucks, Hard Rock Cafe olduğunu birkaç kez tekrarladı.Otele gitmeden önce Old Market denilen yerde yarım saatlik bir mola verdik.Hediyelik eşyalar alabileceğiniz ufak dükkanlar vardı ama kimse henüz alışveriş modunda değildi.
Nihayet 6 buçuğu biraz geçe otele girdik.

****

Otele girdik ama odalarımıza ne zaman ve ne şekilde girdik işte burası biraz tatsız. Yaşadığımız durumun sorumluluğunu kimse üzerine almıyordu, otel Pronto'yu, Pronto Mısır'daki bağlantısı olan diğer firmayı suçluyordu. İnşaatı devam etmekte olan şahane bir otele getirilmiştik. Kalacağımız odalar henüz otelin broşürlerindeki krokilerde bile yerini almamıştı.Ve sanırım Mısır'da içine eşyasını koyup inşaata ondan sonra devam ediliyordu.İnşaatın tüm kaba pisliği mobilyaların üzerindeydi. Boya ve tiner kokusu bize oldukça derin bir uyku vadediyordu.Bu otele Pronto tarafından getirilen yaklaşık 40 kişiydik ve karşımızda tecrübesiz ve en az bizim kadar şaşkın 20li yaşlarda iki rehber çocuktan başka muhatap yoktu.Mısır büyükelçisiyle bile irtibata geçildi, fakat Sharm'da o gece kalabileceğimiz tek yer o odalar gibi görünüyordu.

***

Gece 1'de odamıza girdik, normal şartlarda ertesi sabah erken bir saatte altı camdan bir tekneyle Kızıldeniz'de dolaşacaktık.Ama kimsenin o kadar erken kalkıp hazırlanıp yetişmesi mümkün değildi.Cam tekne turumuzu iptal ettik. Biz bir odada 3 kişi kalacaktık ve gecenin o saatinde ek yatak beklemek zorunda kaldık. Getirilen yatağın üzerinde dev bir leke vardı. Genelde ek yataklarda çocukları yatırdıklarını düşünürseniz, bu lekenin pek bir gizemi yoktu. Çişti bu. Ama biz yine de soralım dedik. Yatağın ortasındaki kocaman lekeyi göstererek birkaç kez "what is this" dedik adama. O da şaşırmıştı. Bir yatağa bir bize boş boş baktı. "This is a bed" dedi.
Renklerden yola çıkarak adama derdimizi anlattık ve yeni bir yatak istedik. Temiz bir yatak geldi.Biz de hemen yattık. Kokudan etkilenmemek için balkon kapısını açık bıraktık, her ne kadar perdeler kapalı da olsa bu aynı zamanda sivrisineklere davetiye çıkarmaktı.

***

Şortumuzu terliğimizi giyip havlumuzu alıp kahvaltı için yola çıktık. Otel o kadar büyük ki, biryerden biryere minik otobüslerle gidiliyor. İki yanı açık, oturma yerleri tahta banklardan oluşan "beach bus"lar. Tesis gerçekten çok güzeldi, peysajı, denize sıfır olması, havuzları, spa'sı herşeyi başarılıydı. Bizim şanssızlığımız o ilk geceydi. İlk gece kabusu :)
Bütün bir günü otelin plajında geçirdik ve bu sırada odalarımız temizlenip havalandırıldı.Yemek konusunda korktuğumuz gibi durumlar olmadı.Yöresel yemekler riskli göründü. Kendimizi deniz ürünlerine meyve ve yoğurda verdik.

***

İlk akşamımızda yemekten sonra taksiyle Naama Bay'e gittik.Çok hareketli ve çok gürültülü biryer. Trafiğe kapalı bir ana caddenin sağında solunda cafeler, restaurantlar ve dükkanlar düşünün. Hepsinin bangır bangır müzik çaldığını ve kapıdaki adamların sizi içeriye çağırdığını.Hem çok değişik hem çok tanıdık :)

****

2 yorum:

Aslı dedi ki...

Bizden başka sorun yaşayanlar da yazmaya başlamış mı diye bakınırken blogunuzu gördüm, siz şanslı olan gruptanmışsınız ne güzel. Biz daha kötü durumdaydık... Bir de bizden beterler vardı ki o konuya burada hiç girmeyeyim...

Adsız dedi ki...

Gazete haberinde "Türkler dünyayı keşfetti" diyordu. Meğer ebrucuk da mısırı keşfetmiş... Her zaman derim ki egzotik yerler dururken niye mısır? mısır koçanı gibi :))))

nida